Anasayfa / Fotoğraf / Karamanlılı Olmak Kitabından 1

Karamanlılı Olmak Kitabından 1

KARAMANLILI OLMAK

Sayfa 51

Mezir Otu

Kadınlarımız, bugün olduğu gibi dün de çalışırlardı. Erkeklerine yardımcı olurlardı. Onlar, orak biçerler, harman döverler, tınas savururlar, ekmek yaparlar, mezir otuna giderlerdi.

Tarımda teknolojinin gelişmedi zamanlarda, zararlı otlarla mücadele elle yapılırdı. Kadınlar, ekinlerin içinde görülen sirken, ova  nergisi, çakırdiken,  galdirek gibi yabancı otları, elleriyle toplarlardı. Kadınlarımızın yaptığı bu işe  mezir  otu denirdi.Bugün, bu işler tarım ilaçlarıyla yapılıyor.Doğal olarak daha olumlu sonuçlar alınıyor. 

Bizim İnsanlarımız

Geçmiş,  gerilerde kalan ölü bir zaman dilimi değildir. Onun Derinliklerinde, anıt insanlar, şanlı zaferler, esin kaynağımız olan insanlık tarihi vardır. Geçmişin, acıları ve Sevinçleriyle hep içimizde yaşar. Selimiye Camisi’ nde, Ladik halılarında, Osmanlı evlerinde, geçmişten süzülüp gelen ölümsüz güzellikler vardır. Bu güzelliklerin bugünde beğeniyle seyrediyoruz. Sanatçılarımızı saygıyla anıyoruz.

Zaman zaman, geçmişin güzellikler de acılarla dolu sayfaları arasında dolaşmanın sayısız yararları vardır. Ben anılar ve tarihle içi içe yaşamaktan büyük bir mutluluk duyarım. Tarih, yalnız mutlu olaylardan ibaret değildir. Tarihi sayfaları arasında,  bugünde ibret alınacak olaylar vardır.

Geçmiş zaman yolculuklarına çıkmak, anılara, sevdiğimiz insanlara götürür bizi. Anıların büyülü aynalarına yansıyan çocukluk arkadaşlarımızı, bizi etkileyen özel insanların nasıl unuturuz? Anılarımız süsleyen, yaşamımızı renklendiren bu insanların anılarıyla birlikde yaşarız.

Bu insanları, geçmişin derinliklerinden gözlerinizin önüne getirmek,  yüreğinizin içine yerleştirmek, onların yürek seslerini, ta  içinizden duymanızı isterdim.Onların kimileri, kişilimizin oluşmasında etkili olmuşlar, kimileride anılarımızda yaşamaktadır:

Şeyhül muallimin Osman Efendi, Öğretmen Osman Kutluay (1893-1956)  ,  Karamanlının yetiştirdiği değerli öğretmenlerindendir. Mesleğe din dersi öğretmeni olarak başlamıştır. Harf devrimi olup, yeni harflerle eğitim öğretim başlayınca, Karamanlı ve Kemer de öğretmenlik yapmıştır. 1942 yılında başöğretmen olarak emekli olmuştur. Tefenni, Yeşilova, Burdur da dava vekilliği yapmıştır.

Oğlu Orhan Kutluay  dan öğrendiğime göre, gerek öğretmenliğinde, gerekse de dava vekilliğinde, başarılı olmuş bir büyüğümüzdür.Karamanlının  eğitim tarihinde önemli bir yeri vardır.Adı, bir caddeye veya alana verilerek yaşatılmalıdır. Öğretmen Celil Baysan,  benimde öğretmenim olan Selahattin Tagay hakkında şu bilgileri verdi:

Selahattin Tagay benim öğretmenimde. 1948 yılının eylül ayında ilkokula başladım. Öğretmenim Rumeli göçmenlerimdenmiş. Haydar Ömer den edindim bilgiye göre, aslında öğretmen olarak yetiştirilmemiş. Öğretmen Osman Kutluay ın yardım ve teşvikiyle sınava girip öğretmen olmuş. Yenilikçi bir kimseymiş. Çataklarda gül yetiştirilmesini önermiş. Bu öneri benimsenseydi karamanlıda da gülcülük yapılabilirdi.

Selahattin öğretmenimiz hakkında hep iyi şeyler söylenir. Yetiştirdiği destekledi birçok öğrencisi olmuş. Bu nedenle anılarda yaşamakta, saygıyla anılmaktadır.

Orta boylu ve şişmandı. İri elleri vardı.“enseni patlatırım “ dediği zaman ondan korkardık. İki oğlu bir kızı vardı. Büyük oğlu Çetinin şehit olan oğlunun adı, bir parka ve öğretmenimin adıda bir sokağa verilmiştir. Bu uygarca bir davranıştır. Emeği geçenleri kutlar, öğretmenime tanrıdan rahmet dilerim.

Süleyman Nazikler,  Karamanlının yetiştirdiği nüktedan, hoş sohbet biriydi.Öğretmen vekilliği sırasında ona yakından tanımıştım.Sevecendi,  güzel konuşurdu.O , önce bir okulumuzda hizmetli olarak göreve başlamış, öğretmen Osman Kutluay ın yardım ve teşvikiyle sınava girip öğretmen olmuş.

Ahmet Ali Çınar   Karamanlının yetiştirdiği değerli mühendislerimizden di. Bir dönem milletvekilliği yapmıştı. Ahmet Tahtakılıç, Ahmet Oğuz’la birlikte oluşturdukları üçlü, Demokrat Partilere karşı yaptıkları başarılı bir muhalefetle adlarını siyasi tarihimize yazdırmışlardır. O, sade, efendi bir insandı. Adı daima saygıyla anılacaktır.

Murat Çağlar da Karamanlının yetiştirdiği değerli mühendislerimizden biriydi. O, benim arkadaşımdı. Onu çok severdim. Ne yazık ki bu değerli insanı zamansız yitirdik. Çalışkan ve zekiydi. Onunla Antalya Lisesinde beraber okuduk. Çok neşeliydi, yaşama bağlıydı. Kahkahaları, insanı yerinden hoplatırdı. Onu unutmadık, daima içimizde yaşayacaktır.

Dr. Mahmut Polat Karamanlının yetiştirdiği en kibar, en efendi ve örnek insanlarımızdan biriydi. Bu yumuşak huylu iyi insanda ayrıldı aramızdan. O örnek insan , saygıyla anılacak ve gönüllerimizde yaşayacaktır.

Benimle yaşayan önemli insanlardan biride, Dillioğlu Osman Efendi idi. O bir dönem belediye başkanlığı yapan kültürlü bir kimseydi. Ağır ağır konuşurdu. Okuyan güzel konuşan biriydi. Çamlık bahçesini ilçemize o kazandırdı.

Üniversite yıllarında, sınıfta kalmıştım. Herkes ileri geri konuşuyor sözde öğütler veriyordu. Bu olumsuz ve onur kırıcı öğütler beni üzüyordu. Bu duygularla kendisini ziyaret ettiğimde ban herkesten farklı yaklaşmıştı. Söylediği güzel söz hala kulaklarımda yankılanır durur.

“Hiç üzülmeyin, her yeniliği daha büyük atılımlar yapmak için bir başlangıçtır.Zorlukları yenmek için bize ders olur.“demişti.Bilgece söylenmiş bu söz, benim için itici bir güç ve umut kaynağı olmuştu bu nedenle onu hiç unutamam.

Yusuf Efendi(Gedik) orta boylu asabi mizaçlı bir kimseydi. Hızlı konuşur çoğu zaman söyledikleri anlaşılmazdı. Kararlarından ödün vermezdi. Bir dönem belediye başkanlığı yapmıştı.

Celal Gedik Karamanlının yetiştirdiği değerli bir insandı.
Yusuf Efendinin oğluydu. Sevdiğim bir arkadaşımdı. Ne yazık ki, onu genç yaşta bir trafik kazasında yitirdik. Sigara içerdi. Babası sigara içmesini istemezdi. Bu düşüncesini açıkça söylemez ataerkil aile terbiyesinin gereği olarak onu üzmemek için şöyle derdi:“-Oğlum hem doktorsun hem de öksürüyorsun, bırak şu öksürüğü!” Onu da unutmayıp gönlümüzde yaşatacağız.

Muharrem Gedik, uzun boylu kara yanık bir kimseydi. Marangozluk yapardı. Konuşurken sık sık gözlerini kırpardı. (Babamın böyle bir tiki yoktu sanırım Murat Hocam yanlış hatırlıyor) Elinde hep bir kitap olurdu. Hangi kitapları okurdu nelere ilgi duyardı bilemiyorum. Kitap okunmayan bir toplumda kitap okumak bir ayrıcalık olmalıydı. Ne yazık ki bu sıra dışı insanı genç yaşında yitirdik. O da unutuldu gitti…

Kara Mehmet Babamın sohbet arkadaşıydı. İri gözlerini aça aça gürül gürül konuşurdu. Yaşama çok bağlıydı. Yaşama böylesine bağlı bir kimse asla ölmez derdiniz, ama o da Tanrısal yazgıya boyun eğdi. Unutulmadı o da benimle yaşıyor.

Nebi Amcam, ince bir insandı. Bir İstanbul efendisiydi. Ayakkabıları daima boyalı elbiseleri daima ütülü olurdu. Ayakkabılarının uçlarına basa basa yürür insanları incitmekten çekinirdi. Güzel giyinir güzel konuşurdu.Kırsal kesimden kente geçen ilklerdendi. Her davranışı özenli unutulmaması gereken birisiydi.

Ali Amcam mahkeme başkâtipliğinden emekliydi. Zaman zaman bir duruşmanın bütün evrelerini coşkuyla anlatır davayı bir yargıç gibi sonuca bağlardı. Okusaydı mutlaka ünlü bir yargıç veya avukat olabilirdi. Yörenin bütün ünlü pehlivanlarını bilir onların yaptığı güreşleri zevkle anlatırdı. Ne yazık ki bu usta anlatıcı ve yorumcu yaşama sevincini yitirdi, konuşamaz oldu ve ebediyen aramızdan ayrıldı.

Sadullah Yasa havalı bir kimseydi. Özel bir yürüyüşe ve özel bir at binişi vardı. Atın üstünde dimdik durur, muzaffer bir komutan edasıyla hep uzaklara bakardı. Sanki o bir lider bütün insanlar onun uyruğu idi. Bu gurulu insan parmaklarının ucuna basa basa sessizce yürür. Bu nedenle ona “Sadullah yerebasmaz” derlerdi.O unutulmayacak özel bir insandı.

Kozakbaş Hüseyin Hint fakirleri gibi ufak tefek bir insandı. Oturuşunda, tavırlarında, konuşmalarında, geçmiş zaman dervişlerine benzeyen bir olgunluk vardı. İster istemez, ona saygı duyar, severdiniz.

Öğrenciliğimde  ona bir Cumhuriyet gazetesi göndermiş ve adres yerine:” Kozakizade Hüseyin Avni Beyefendi’ye”  diye yazmıştım. Gençliğim verdiği toylukla ona takılmak istemişdim. Öyle sanıyorum , kendisiyle alay ettiğimi sanmış , bana gücenmişti.Keşke eline öpüp , beni bağışlamasını dileseydim…

Köse Hüseyin zayıf ince ve uzun boyluydu. Yüzüde ince uzundu. Küçük bir çenesi vardı. Yüzünde gülümsemesi hiç eksik olmazdı. Ağır ağır konuşurdu.Eşi Köse Sultan  ,hoş sohbet bir kimseydi.Tavuk pişirdiği bir gün, kahveye çıkmak isteyen Hüseyin dayıya :

“-Sen, biraz zekleksindir(övüngen), sakın, kahvede arkadaşlarına evde tavuk pişirildiğinden söz etme” der.

Hüseyin dayı, arkadaşlarıyla sohbet ederken, baklayı ağzından çıkarır. Övünerek,  evde tavuk pişirildiğinden söz eder. Birkaç arkadaşını yanına alarak eve gelir. Eşi kızar:“-Senin zevzekliğinden bıktım usandım” diye söylenir, ama onu yüzünde, gene o hiç bitmeyen gülümseme ve iyimserlik vardır.

Selimiler Karamanlının tanınmış ailelerindendir. Selimi Hüseyin, ağırbaşlıydı. Selimi Hatice, zayıf, uzun boylu konuşkan bir kadındı. Oğulları Selimi Salih, “Salih Ağa” diye anılırdı. İri gözlü, yakışıklı, bir insandı. Kollarını aça aça, sanki bütün evreni kucaklayacak gibi konuşurdu. Bu evren gönüllü yaşam dolu, insanı kötü bir hastalık aramızdan alıp götürdü. Ölüm, Tanrısal bir yazgı. Ne yazıkki, onun için dua etmekten başka birşey gelmiyor…

Tahir Ağa da Karamanlıların ileri gelenlerindendir. Kamyonculuğun öncülerindendir. Zamanın Başkanı Süleyman Demirel, Karamanlıya geldiğinde ,makam arabasının camına yapışıp, “-Başbakanım, yolumuzu gördünüz,toz toprak içinde, çok kötü.Kamyonlarımızın lastikleri eskiyor.Milli ekonomiye zarar veriyor. Asfalt istiyoruz”der.Bu isteği Başbakan tarafından yerine getirilir.Bu nedenle Tahir Ağa’nın bu hizmeti hiç unutulmaz.

Tahir Ağa, askere “Yağız” atlı atıyla gitmiş, süvari olmuş, hem vatan borcunu ödemiş,hemde kısa süreli askerlik yapmıştır.Talihin şu işine bakın ki, o dönemdeki diğer askerler içinde askerlik süresi kısalmıştı, ama o, iyi bir beygir binicisi olmuştu.

Irışvan Süleyman’a “Goca-Koca Ağa” derlerdi.O sessiz biriydi.Bizim için Alakova’ya çift sürmeye gitmişti.Orada tarla komşumuz Serez Dayı da vardı.Bizim tarlanın alt yanına akşamları kadın Tefennili Şeref Dayı’nın koyun sürüsü yatardı.Akşam yemeğini yemiştik.Tam bu sırada Şerif Dayı’nın çocokları bir dığan (tencere) süt getirdiler.Serez Dayı, “Karnımız doydu” diyerek sütü geri göndermek istedi.Goca “ gelen geri gönderilir mi?” diyerek bir dığan sütü bir dikişde içti.

Serez Dayı, hayretler içinde kalmıştı. Bu olayı, babama anlatırken sesini inceltip uzatarak:

“ –Değmeeen!... Değmeeen!... Aşşa (aşağı) değmeen! Sözünü birkaç kere tekrarladı.” Bir dığan sütü ,bir dikişde içti” diyerek  şaşkınlığını dile getirmek istiyordu.

Hep gözlerimde yaşayan, sevimli, ama delidolu bir insandı. Serez Dayı .Onu tanıyınca sizlerde seveceksiniz:ince uzun bir yüz. Bu yüzün ortasına yerleşmiş görkemli bir burun. Başında yana yatmış bir şapka. Havalı bakışlar.Bu görüntüye uymayan ince bir  ses. Lacivert ceket beyaz gömlek köstek saatli yeleğiyle tamamlanan özel bir kimse.

O, eğlenceyi çok severdi. Veliefendi Şali’nin kahvesine gelen tiyatroları ilk müşterisi, hep o olurdu. Böyle günlerde içerdi. Tiyatrodan çıkınca sağa sola yalpalar, ileri geri konuşurdu. Tiyatro onun için bir gönül oyunuydu. Oyuncular da yeni başlayan bir serüvenin kahramanı olurlardı.

Serez Dayı’nın her şeyi gibi ölmüde bir başka oldu. Ağır hastaydı. Son günlerini yaşıyordu. Bir gün arkadaşları olan Goloz, Alman Veli, Mali Hacamat, ziyaretine geldiler. Ama  bir şişede rakı getirdiler. Hemen çilingir sofrası kuruldu.O, son rakısını içti.Kafayı bulunca, arkadaşlarına şöyle seslenmekten kendini alamadı:

“-Açın pencereleri, yeşil dünyayı bir daha göreyim!...”

Dediği gibi yeşil dünyayı son görüşü oldu, Serez Dayı’nın…

Terzi Sabri, Kısa boylu, güler yüzlü sevimli bir insandı. Bu nedenle

Karamanlının bütün aydınları, onun dükkânında toplanırdı. Nahiye müdürleri, izine gelen Karamanlılı memurların uğrak yeriydi dükkânı. Çaylar, kahveler içilir sohbet edilirdi. Mesleğini iyi yapan, pek çok terzi yetiştiren bir kimseydi. O da aramızdan ayrıldı. Sevgili arkadaşım, yerin cennet olsun.

Sarı Mustafa, can sıcağı bir insandı. Sevimli ve sevecendi. Sabri ustanın çırağı olduğu için elbiselerimi o ütülerdi. Bu nedenle onu yakından tanımak fırsatını bulmuştum.

O orta boylu ve zayıf dı. Gözleri çoğu zaman kırmızı olurdu. Bu güzel insan, kızdığı zaman tanınmaz bir duruma gelirdi. Gözleri yuvalarından fırlar, işaret parmağını öfkeyle sallar, yumruklarıyla boşluğu döverdi. Böyle zamanlarda, ordularını ölüme gönderen bir komutana benzerdi.

Sarı Mustafa, tutkulu bir insandı. Bir türlü tutkularına engel olamazdı. Sanki kendi kendini aşmak, Dünyaya egemen olmak isterdi. Belki bu nedenle kendi kendisiyle boğuşur, başkalarına karşı acımasız olurdu. Ben onu bu haliyle de severdim. Öfkesi bile sevimliydi.

Kendi kendisiyle savaşan bu öfkeli insan, bir aşk türküsü söylendiği zaman, derinden derine sarılır, kendinden geçer, yumuşar, ipeksi bir hal alırdı. Aşağıda anlatılan olay, onun bu yönünü gösteriyor. Ruhların bile sustuğu, bu ılık yaz gecesinde, Ramazan Solak’la Ata Eker, tam onun penceresinin önünde dururlar. Onu yaşamla barıştırmak ruhundaki güzellikleri uyandırmak isterler. Ata Eker gönlünün derinliklerinden gelen içli bir sesle Karacaoğlan türküsü söylemeye başlar:

Bülbül havalanmış yüksekten uçar

Has bahçeye içinde gülüm var diye

Seni seven yiğit serinden geçer

Güzeller içinde yârim var diye

Bu aşk türküsüyle gece uyanır ruhlar uyanır. Gönüller, bu aşk türküsüyle yankılanır. Sarı Mustafa da nasibini alır bu türküden. Ruhu öfkeden arınır, içine büyülü bir ışık düşer. Sevgi den güzellikten yana. Öfkeden arınmış sevgiyle aydınlanmış bir gönülle onların yanına gelir. Gözlerinde yaşama sevinci, insancıl duygular vardır.

Mali Hacamat  da  benim üzerimde bir iz bırakanlardandı. Onu şöyle anımsıyorum: Kasketi her zaman geriye doğru eğik olurdu. Yüzü küçüktü. Çoğu zaman dişlerinin arasından cık cık diye ses çıkardı. Nalbantlık yapardı. Öyle sanıyorum, içiyordu bana anlatılan bu olay onu şakacı yönünü gösteriyor:

Hastalanan anası, ondan ilaç getirmesini ister “-Olur, ana der.” Hemen bir kadeh rakı hazırlar. Anası afiyetle içer ve sarhoş olur. Un elemek ister, sarhoş olduğu için odanın içinde eleği gelişigüzel sallamaya başlar. Hacı Ahmet dayı “- Ana unu tekneye elemiyorsun” der O da  “- Oğlum, bana her yer tekne” diyerek unu elemeye devam eder.

Arif Efe, havalı adamdı. Hep olduğundan farklı olmak isteyen bir kimseydi.Efe rolünü benimsemiş ve herkese kabul ettirmişti.Karamanlının en renkli tiplerinden biriydi.Askerliğini jandarma olarak yaptığı,için yönettiği bazı  çalışmaları abartılı bir dille anlatmaktan çok hoşlanırdı.Üzerinde hep haki renkli bir ceket ve pantolon bulunurdu.Çiftesini omzumdan hiç eksik etmezdi.Karamanlıya bir devlet büyüğü gelince hemen ona takdim edilir , bir fotoğraf  çekilirdi.O bu fotoğrafı  herkese göstermekten çok hoşlanırdı.

Arif Efe, nüktedan bir kimseydi. Hazırcevaptı, nükte yapmaktan çok hoşlanırdı işte onun anlattığı nükteli bir olay:

Arif Efe Denizliye çalışamaya gider. Sokakta baltasıyla dolaşırken birisi onu çağırır. Kışlık odun yardırmak istediğini söyler, fakat odunun şurasından burasından vur diye karışmaya başlar. Hanım “-Bey karışma!” dersede kocasını engelleyemez. Canı sıkılan; Arif Efe şöyle bir nükte yapamaktan kendini alamaz.

“-İşime karışmayın. Odun budaktan, kadın dudaktan sevilirmiş” der. Bu nükte, kadının çok hoşuna gider. Kahkahalarla gülmeye başlar.

Şekerci Musa Karamanlının renkli kişilerinden biridir. Güzel türkü söyler. Pala bıyıkları nüktedan kişiliği ile hemen kendini belli eder. Taksicilik, Minibüsçülük, Lokantacılık yapar. İyi içmesi ve nüktedanlığı ile herkesin beğenisini kazanmış sevimli bir insandır.

Gadıveli Yusuf aileden çobandı. Yoksuldu ama hem gururlu havalıydı. Bavullar dolusu kitaplar vardı. Çok roman okurdu.Herkesin sevdiği saydığı bir kimseydi.Çok içer iyi sohbet ederdi.Karamanlıda kitap okumak bir ayrıcalıktır.Ne yazık ki, bu sıra dışı insanı zamansız kaybettik.

Ekiz Hüseyin, Karamanlının sağlıkçısıydı. İğne yapar herkesin yardımına koşardı. Bu nedenle doktor diye anılırdı, ama çok içtiği için kendi sağlığına önem vermezdi. Bu nedenle genç yaşında aramızdan ayrıldı.

Postacı Ömer sırtında ki çantası ile sokak sokak dolaşır özlemleri gideren mektupları dağıtırdı. Bize mektup yok mu diyenlere güler yüzle “-Gelecek” derdi. Birgün o mektuplar mutlaka gelirdi.

Avcı Halil ufak tefek çok konuşkan biriydi. Tin tin yürür, hızlı hızlı konuşurdu. Genellikle sinirli olurdu. Kardeşi Avcı Veli de ufak tefek ama sevimli bir kimseydi. Onalarda aramızdan ayrıldılar.

Bu onca küçük ama sevimli insanlarımızın yanında, insanı hayrete düşüren dev adamlarımız vardı. Ambarcı Süleyman ve kardeşi Ambarcı Şükür, koyun çobanlığı yaparlardı. Kel Hasanların Nuri ve Kadir de iri yapılı insanlardı. Karamanlıda böyle insanlar kalmadı. Genç kuşaklar küçülüyor. Karamanlıda sporcu ve güreşçi yetişmemesi buna bağlı herhalde.

Hacıahmetin Osman Efe Karamanlını ve çevresinde tanınan bir efeymiş. Yöremizde bulunan diğer efeler ondan çekinir, iznini almadan Karamanlı pazarına gelemezlermiş. Rahmetli babam onun çok cesur olduğunu söyleyip şöyle bir olay anlatmıştı. “O yıllarda hafifmeşrep kadınlarla ilişki kurmak, kadın oynatmak, kadın kaçırmak hoş karşılanmazmış. Halkın hoşlanmadığı böyle şeyleri yapmak için her şeyi göze almak gerekirmiş. Osman Efe, böyle bir kadını Gebrem Köyünü basarak köylülerin elinden almış ve Karamanlıya getirmişti.”

Alman Veli, Goloz(İsmail Er), Dana Hasan, Kör Kadir, Irışvan dede Şükrahmet Dayı,İssakların Issak, Karamanlının en renkli kişileriydi. Irışvan dedeyi hep sarhoş olarak anımsarım. Sağa sola yalpalar başkalarıyla kavga ederdi. Dana Hasan kurnaz bir kimseydi. Bakkal kör Kadir, Şirin, Kütüksüz de ilginç insanlarımızdan bazılarıdır.

Şükrahmet Dayı nüktedan hoşsohbet bir kişiydi. Amcam sözcüğünü sık sık tekrarlardı. Güzel konuşurdu. Ölüme meydan okurdu. “Ben ölünce, her şey bitecek, benim için tören düzenlemeye gerek yok. Cesetimi dereye atıverin!” derdi.

Vehep Salman, sert huylu Karamanlının geçmişini soyağacını en iyi bilenlerden biriydi. Camız Ahmet, ağır başlıydı. Ticaretle uğraşır alıp sattığı buğday, arpa ve anason gibi ürünlerin hesabını kafadan yapardı.

Eskiden özellikle yabancı konukları ağırlamak için “Odalar” varmış. Rahmetli Bekir dedemin odasında çalışan Issakların Issak çok şakacı taklitçi bir kişiymiş.

Karamanlının bu ilginç ve renkli kişileri bir bir aramızdan ayrıldılar.Hepsine Tanrıdan rahmet diliyorum. 

Aramızdan ayrılan her insan bizlerden bir şeyler alır götürür. Geriye nükteler kalır. O insanlar bizlerle yaşarlar.Onları yaşatmak bizler için görevdir.Ben bizim insanlarımızdan bir güldeste sundum sizlere.Elden ele gönülden gönüle dolaştırmanız için.

Alpaslan kolu

Çakır Osman, Ahmet Çavuş, Kazım Serdar, Tüfekçi Mustafa, Akgöynek Abdullah, Mürtez Ali, Dana Durmuş gibi bazı Karamanlılılar, “Alpaslan Kolu” nu oluşturmuşlardı. Birlikte hareket edip, birlikte yiyip içerlerdi. Onlar, havalı davranışlarıyla herkesin dikkatini çekerlerdi. Anadolu’nun Türkleşmesini sağlayan Alpaslan’ın adından esinlenerek bu adı almış olabilirler.

Karamanlı Pazarı

Karamanlı Pazarı, çevrenin en hareketli ve bereketli pazarıdır. Cuma günleri kurulur, çevrenin bütün köylüleri ve Tefennililer alışveriş için gelirler. Balcılar Sokağı’nın başından başlayarak Çarşı Camisi’nin sonuna kadar uzanan alanlar her türlü malın, sebzenin satıldığı ve üretildiği kalabalık ve hareketli bir Pazar.

Koca Ömer’in dükkanının yanındaki çeşmenin çevresinde, dondurma ve karlı pekmez satıcıları olurdu. Yaylalardan getirilen karlarla yaz sıcağında, tahta fıçılar içinde yerleştirilmiş silindir kapları çevirerek dondurma yaparlardı. Bardaklara kazıyarak dondurulan karların üstüne dökülen pekmez ve başka şuruplarla yapılan karlı şerbetler, çok lezzetli olurdu. Karlı şerbet, çocukluğumuzun en hoş içeceklerinden biriydi. Sinan Murat’ın dondurmalarını da zevkle yerdik.

Cumhuriyet Alanı, pazarın kalbi. Yeni Hal, sonradan yapıldı. Bir köşede Sebzeci Murat, yanında  Gökmenler; diğer yanda Sebzeci  Mahmut ve Hacı hasan. Pazarın bir yerinde leblebi, leblebi şekeri ve lokum satıcıları.Bir diğer yanda, Emir Mahmut, Emir Ramazan, Bekir İsmail, Beşgazalı Mehmet, Sağır Mehmet, Hacıveli ve Hacıali  Kardeşler, basma ve kaput bezlerini yayarlardı.Karamanlının manifaturacıları, kumaş, basma ve  kaput bezi satarlardı.Lamba denilen yerde, peynir  ve yoğurt satıcıları olurdu.Üst yanda, ayakkabı tamircileri, onların yanında, tenekeci ve kalaycılar bulunurdu.Buğday Pazarı ve Hayvan Pazarı, ayrı bir yerdeydi.Herkes, harıl harıl alışveriş yapardı.Bu pazarlar, çok bereketli olurdu.

Esnaflık

Terzilik, kunduracılık, tahtacılık, leblebicilik, şekercilik, yapı ustalığı, tenekecilik, kalaycılık, saraçlık, semercilik, nalbantlık, yorgancılık, marangozluk, demircilik, bakkallık  gibi el zanaatları yada küçük ticaretle geçinen kimselere esnaf denir. Türkler arasında eskiden beri var olan, Anadolu’nun Türkleşmesi, İslamlaşması sıralarından doğan, bir çeşit esnaf loncası niteliğinde olan Ahilik, esnaf ve çiftciler arasında üretimi düzeltmek, çoğaltmak, dayanışma ve yardımlaşmayı ilkelere bağlamak yeni yetişenleri eğitmek amacıyla kurulmuş bir örgüttür. Bu örgütün ilkeleri sayesinde, esnaf başarılı işler yapmıştır. Zamanla bu ilkelere uyulmaz olmuş, esnaflık yozlaşmıştır.

Teknolojinin ilerlemesi, hayvanların yerini makinelerin alması nedeniyle semercilik saraçlık nalbantlık gibi meslekler ortadan kalkmıştır. Karamanlı’da, Bayram Sarıbaş, oğulları Mehmet ve Mahmut Sarıbaş, Abdurahman Yılmaz, Ahmet Karcı, Ömer Kepenek, Hüseyin Karadiken, Haydar Kutluay semerciliği; Mali Hacamat ve Nalbant Mustan Nalbatlığı, Nasuh Mehmet demirciliği bırakmıştır.

Terzicilik

Terzilik, ayrı bir renkti, Karamanlıda. Aralarında tatlı bir çekişme vardı. O dönem, en eski terzi, Terzi Süleyman ve Terzi Yusuf’tu. Terzi Sabri ve Terzi Murat, ondan sonra gelirdi. Durmuş Göncü, Terzi Bayram ve bu ustaların çırakları: Sarı Mustafa, Ayhan Erdem, Ahmet Polat, Durmuş Kaan, Mehmet Akçay, İsmail Salman, Ahmet Gökbayrak, bu zanaatı sürdürdüler.

Berberlik

Çok sayıda berber vardı. Onlar, daha ziyade yıllık bağlantı yapar, kile buğday hesabıyla tıraş eder, para kazanırlardı.Berber İsmail Sert, Bıçak Mehmet, Süleyman Kuşçu, Murat Ünsal, Ahmet Özger, Mustafa Mumcu başlıca berberlerimizdi.

Demircilik

Zanaatkâr deyince, körüklü demircileri unutmamak gerek. Ortada bir ocak arkada meşinden yapılmış, iki kanatlı kocaman bir körük bulunurdu... Demirler, buu ocağın içine sokulur kor haline getirilerek örsü üstünde balyoz ve çekiçlerle döğülür, istenilen biçim verilirdi. Onlarda araba tekerliği, orak, tırpan, dirgen, pulluk, saban demiri ve zikke yaparlardı.Siftçi Mustafa, Süleyman Demirci, Çakamakçı Omar, Çimen Süleyman, Çırak Hüseyin, Nasuh Mehmet ve oğlu Nasuh, Sağıralların Halil ve Abdurrahman, başlıca demircilerimizdi.

Kunduracılar

Ayakkabımızı çıkarır, ayağınızı kartonun üstüne kor ayak ölçünüz alınırdı. Deri, küçük çivilerle kalıba gerdirilir, tahta çivilerle taban ile deri iyice yerleştirilir, mumlu kıntap ipiyle güzelce dikilirdi. Sinirsek lakabıyla tanınan Mustafa Saygın, Dillioğlu Necati, Hüseyin-Abdurrahman Saygın, Sebzeci Murat’ın oğlu Mustafa, Ovacıklı Halil kunduracılarımızdan bazılarıdır.

Yapı Ustalarımız

Yapı ustalarımız, genellikle kerpiçten evler yaparlardı.Temeller, su basmanına kadar taş, çamurla yapılırdı.Sonra, kerpiçle duvarlar örülürdü.Önceleri kara örtülü, dambeşli evler, daha sonraları, çatısı kiremitli ve duvarları tuğlalı evler yapılırdı.Oturakçı Hüseyin, Dumanlı Hüseyin, Tat İbrahim, Baldır Mehmet, Harbi İbrahim, Sazaklı Bayram, Topar Burhan, bu ustalarımızın bazılarıdır.

Marangozlar

Yeni Mahalle’nin üst yanında oturan tahtacılar iri boylu, iri yapılı ve güler yüzlü insanlardı. Golostor denilen büyük testerelerler keresteleri kalas, dilme, tahta haline getirirlerdi. Marangozlarımız onları testere ve keserleriyle kesip biçip pencere, kapı, tahtalık, merdiven yaparlardı. Ali Aksu, Mustafa Bağcı, Muharrem Gedik, Alların Ramazan, Ahmet Öney, tanınmış marangozlarımızdandır. Bunlar, daha sonra, su motoruyla çalışan ilk hızar makinesini kurdular.

Kahvecilik

Kahvecilik ayrı rengiydi Karamanlının. Her yaş grubunun gittiği farklı kahveler vardı. Kahveci Halil’nin çayları çok güzel olurdu. Gençlerin gittiği Güneylilerin kahvesi genişti. Veli efendi Şali’nin kahvesi iki kademeliydi. Buraya zaman zaman dansözlü tiyatrolar gelirdi. O zaman üst kademe sahne olarak kullanılırdı. Bu kahveyi uzun yıllar, “Kahveciler” Kahveci lakablı Kahveci Süleyman ve oğulları Osman ve Abdullah kardeşler işlettiler. Cumhuriyet Meydanının üst yanında Issakların Kahvesi vardı. Buraya yaşlılar giderdi. Aşık Ömerin kahvesi, çarşının tam ortasındaydı. Balar kardeşlerin, evlerinin altında da bir kahveleri vardı. Pazar sokağının başında incilerin, ipekçioğlu camisinin yanında da Arenni Mehmetin kahvesi bulunurdu. Orada Adaçayı içerdim. Ayrıca, adlarını sahiplerinden alan Ağeçikın, Musa Köselerin, Katırcıların kahveleri vardır.
…Karamanlılı Olmak Kitabından Alınmıştır…
Murat ÖZMEN
Emekli Öğretmen

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!