layout for myspace layout for myspace




KARAMANLI



Karamanlıyım Sevenim Çoktur Benim Karamanlıyım Kıymet Bilenim Yoktur Benim

1/7/2009 - Karamanlılı Olmak Kitabından 3

Kategori: Karamanli


Karamanlılı Olmak Kitabından 3

(71. sayfa)

Çocukluk Anıları

Anıların sıcaklığı bir başka olur. Kolay kolay unutulmaz. Ar­kadaşım Kotunak Mustafa, böylesine güzel bir anımızı anlattı. Ben de sizlere anlatmak gereğini duydum.

Üzüm bağımız vardı. Zamanı gelince, bağ bozumu olur, üzümler toplanır, pekmez yapılırdı. Pekmezleri küplere kor, küplerden cezvelerle alır, yiyecek olarak kullanırdık. Örneğin, pekmezle yoğurdun karışımından oluşan, saksağan alası deni­len yoğurtlu pekmez, çok hoşuma giderdi.

Kış günleri, evin içinde kırkçık ( körebe, saklambaç) oynar­dık. Onun anlattığına göre, beni körebe yaparlar, küplerden pekmez içerlermiş. Geçmişte kalan güzel bir çocukluk anısı bu.

Ne yazık ki, o bağlar da, o pekmez küpleri de yok artık. Es­ki zaman güzelliklerini bir bir yitiriyoruz.

İnsan yaşamında, önemli anlar ve olaylar vardır. Anımsandıkça, yüreklerimiz hüzünlenir. Üzerimde derin izler bırakan böyle bir anımı anlatmak istiyorum sizlere:

Çayır denilen yerde hayvan otlatıyoruz. Bu otlağın ortasın­dan geçen , dibi bataklık ve her zaman bulanık akan bir çay vardı. İçinde çocuklar yıkanırdı.. Ben de onlara özendim. Hiz­metlimiz Tintin Hüseyin'in özendirmesiyle çayın ortasına atla­dım. Yüzme bilmediğim için başladım suya dalıp çıkmaya. Bo­ğulmak üzereyim. Tintin Hüseyin, sorumsuzca gülüyormuş, ama rahmetli arkadaşım Şeyhlerin İbrahim, çaya atlamış. Can havliyle boynuna sarıldım. Neredeyse onu da boğacaktım. O, çok güçlüydü. Beni ecelin elinden çekip aldı. Onun sayesinde ölümden kurtuldum. Onun sayesinde yaşıyorum. Ona şükran borcum var. Yeri cennet olsun...

Verem ve Sıtma

1940'lı yıllarda, verem ve sıtma çok yaygındı. Verem, gıda­sızlık ve bakımsızlıktan oluşan, özellikle akciğerlerde görülen ateşli ve bulaşıcı bir hastalıktı. Halk, buna "ince hastalık" derdi.

Sıtma da tedavi edilmezse, insanı öldüren ve yurdumuzda çok yaygın olan bir hastalıktı. Devletimiz, o günlerin güç koşulları içinde bu hastalıklarla büyük bir savaşa girişti. Verem Savaş ve Sıtma Savaş Dernekleri kuruldu. Aşı kampanyaları düzenlendi. Böylece, bu savaşta büyük bir başarıya ulaştık.

İşte bu yıllarda, ben de sıtmaya yakalandım. Müsellimlerden at arabasıyla sap (ekin) çekiyorduk. Kesikler Çayı'nın çevresi bataklıktı. Sivrisinek çoktu. Titreme, ateş ve ter nöbetleriyle kendimden geçtim. Sıtmaya yakalanmıştım. Bunalımlar geçiriyordum. Burdur'a doktora gittik. Doktor, kinin denilen sa­rı bir hap verdi. Kısa bir sürede kendime geldim. Gözlerimi aç­tım. Tıbbın bu mucizesi sayesinde hastalıktan kurtuldum ve doktora bir teşekkür mektubu yazdım.

Bağlar ve Bahçeler

Çocukluk günlerime doğru yola çıkınca, karşıma bağlar, bahçeler çıkar. Benzidilerin Bağbaşı'ndan başlayarak, Kocapınar'a doğru birçok yer, bağlık, bahçelikti. Doğal olarak buralar yeşillikler içindeydi. Bağlarda, çeşitli meyve ağaçları bulunur­du. Örneğin, bizim Bekirler Bağı'nda, üzüm eriği, kara erik, ar­mut ve koca erik bulunurdu.

Filoksera denilen hastalıktan bağlar bozuldu. Bağlar bozu­lunca, oralara pancar ekilmeye başlandı. Zamanla meyve ağaç­ları da kayboldu. Ayrıca, ilçenin içinde de bahçeler vardı. Onlar da azalmış. Batılılar, yeşile koşarken, biz yeşilden kaçıyoruz. Te­fenni Caddesi'nde akasya ağaçları vardı. Ağaç sever bir belediye başkanımız, bu ağaçları kestirmiş. Yapılacak şey, ağaç kesmek değil, ağaç dikmeyi bir gelenek haline getirmektir. Çocuklarımı­za yeşili, doğayı sevdirmektir.

Haşhaş Çiçekleri

Çocukluk anılarımın en güzel bir yerinde, geniş taç yapraklı haşhaşların beyaz ve mor çiçekleri sallanır durur. Ova nergisle­ri, sığırkuyrukları, gelincikler, adını bilemediğim bin bir çeşit kır çiçeği, haşhaş çiçekleri, ovalarımızı ve gözlerimizi süslerdi. Zamanla yasaklandı haşhaş ekimi. Gözlerimiz, bu güzel çiçek­lerden yoksun kaldı.

Biz, haşhaş değil, afyon derdik. Afyon otuna gitmek, afyon ekmek, afyon çizmek deyişlerini kullanırdık. Afyon kozaklarını çizer, çıkan sütlerini toplar, devlete satardık. Yağından yararla­nır, küspesini hayvanlara yedirirdik. Bu nedenle ineklerin sütle­ri lezzetli olurdu. Taze haşhaş yapraklarından salata yapar ve yufka ekmeğiyle sirkeye banarak yerdik. Bu güzellikler de geç­mişte kaldı.

Menekşeli Sivri

Karamanlının sağ yanında Menekşe Sivrisi, sol yanında ise, Ardıçlı Tepe vardır. Çocukluğumda bu yerlere çiğdem ve koyungözü toplamaya giderdik. Çiğdem çiçekleri beyaz, koyun-gözlerin çiçekleri sarıydı. Çiğdemlerin yumrusu yassı, koyun-gözlerin yumrusu küçük ve yuvarlak olurdu. Bunları zevkle yerdik.

Bu güzel yerlerden şimdi mermer çıkarılıyor. Doğa ve güzel­liklerimiz, bir bir elimizden alınıyor. Öyle bir gün gelecek, çi­çeksiz, menekşesiz kalacağız. Doğal güzelliklerimize sahip çık­mak ve korumak için elimizden gelen çabayı göstermeliyiz. Ne yazık ki, doğaya, insanlara ve olaylara tüccar zihniyetiyle yak­laşmak, doğanın talan edilmesine, insanların maddiyatçı olma­sına neden oluyor.

Toplumsal Yaşam

1970'li yıllara kadar, Karamanlıda çok çocuklu büyük aileler çoğunluktaydı. İsteklerin artması ve ekonomik nedenlerle 1970 yıllarından sonra, çekirdek aileye dönüş başlamıştır. Halk, ço­cuklar evlenip evden ayrılsalar bile, onlara ellerinden gelen yar­dımı yapar. Kadınlar, erkeklerle birlikte çalışırlar. Kadınların aile ekonomisine katkıları büyüktür. Bu toplumsal dayanışma, Türk toplumunu ayakta tutan en önemli nedenlerden biridir

Genel olarak Karamanlıda, gerçek anlamıyla kültürel etkin­likler yapılamıyor ve bu ortamı yaratacak sanat eğitimi almış ki­şiler de yok. Okullarımızda, kültürel etkinlikler sınırlı bir biçim­de yapılır. Duvar gazeteleri çıkarılır. Resmi günlerde, Atatürk, İsmet İnönü gibi devlet büyüklerimiz, Namık Kemal, Yahya Ke­mal, Mehmet Akif gibi sanatçılarımız anılır. Ulusal günlerimiz­de, o günleri yaşatacak törenler düzenlenir. Bugünler, anlamına uygun bir biçimde kutlanır ve gençlerimizin ulusal duyguları güçlendirilmeye çalışılır.

Karamanlının ekonomik durumu tarıma dayanır. Ekonomi­si ticaretle gelişmiştir. Yüz bin dönüm ekilebilir arazisi, 28 mil­yon m3 su alan barajı vardır. Tarım ürünü olarak, arpa, buğday, pancar, anason, soğan, yumurcak ekilir. Tarımın yanı sıra, arıcı­lık, halıcılık, taşımacılık, hayvancılık yapılır.

Karamanlılar, eğitime büyük bir önem verirler. Okullaşma ve çağdaşlaşma alanında büyük ilerlemeler göstermişlerdir. Doktorluk, mühendislik, öğretmenlik, profesörlük, avukatlık, hesap uzmanlığı vb. alanlarda ad yapmış önemli kişiler yetiştir­mişlerdir. İçlerinden üç milletvekili çıkarmışlardır.

Karamanlıda ortaokul, lise, meslek lisesi ve ilkokullar vardır. Ayrıca, teknik elaman yetiştirmek için çok amaçlı liselerin açılmasında yarar vardır. Karamanlının ilerlemesine uygun olarak öğrenci sayısı da sürekli artmaktadır. Bu okullarda yetişen genç­lerimiz, yurt kalkınmasında önemli görevler üstlenmişlerdir.

Düğünler

Karamanlıda, kadın erkek ayırımı ve kaçgöç olayı yoktur. Gençler, düğünlerde, her türlü doğal ortamlarda birbirlerini ta­nıyabilirler. Bu tanıma, tanışma, halkın benimsediği görgü ve saygı kuralları içinde olur. Gençler, hem görücü usulüyle hem de anlaşarak evlenirler. Doğal olarak araya büyükler, dünürcü-ler girer. Kız istemeye gidilir. Anlaşma sağlanırsa, kız evinde helva pişer ve yakın akrabalarla yenir. Böylece söz kesilir, aile­lerin istekleri doğrultusunda evde veya salonda nişan yapılır.

İnsanın yıldızının parladığı, mutluluktan kanatlandığı, unu­tulmayan anlar vardır: Sevdiğiniz biriyle karşılaşmak, onunla yaşamı paylaşmak ve büyük başarılara imza atmak gibi. Evlen­mek, güzelliklerin ve mutlulukların başlangıcıdır. Yaşam boyu sürmesi istenir. Bu nedenle evlenmenin, insan yaşamında önemli bir yeri vardır. Bütün toplumlar, evlenmeye çok önem verirler, çünkü soylarının sürmesi, insanların mutlu yaşaması, buna bağlıdır.

Son zamanlarda, gençler kendi aralarında anlaşıyor, büyük­lerinin görüşlerini almak gereğini duymuyorlar. Gençler, birbir­lerini yeterince tanımadıkları için böyle evlilikler, uzun ömürlü olmuyor. Bunun sonucu olarak, insanlar ve çocuklar mutsuz oluyorlar. Geriye yaşam boyu süren hüzünler ve acılar kalıyor.

İnsanlar, düğünlere oku ile çağrılırlar. Oku, çağrılan kişinin yakınlık derecesine göre değişir. Gömlek, havlu, mendil ve dü­ğün davetiyesi olabilir. Evliliğin kutsallığını simgelemek için düğün evine bayrak asılır. Bu, yaşatılması gereken güzel bir ge­lenektir.

Karamanlıda geleneksel düğünler, iki gün sürer. Törelerin yerine gelmesi için bir haftaya kadar uzar. Düğünler, genellikle cumartesi günü başlar. Düğüne bir hafta kala oğlan yengesi, içi çerez dolu bir heybeyle kız evine düğün başlatmaya gider.

Yenge, kendisini karşılayanlara: “derneğiniz kutlu olsun !" diyerek kız evine girer. Sunulan yemeği yer. Getirilen çerez, si­niye boşaltılır ve kız evinin yakınları tarafından yenir.

Düğünler, çarşamba günü, erkek tarafının yakın akrabalarıy­la kız tarafına "Unudun- Un odun" götürmesiyle başlar. Oğlan yengesi, yanındaki kişiyle birlikte kız evine keşkek götürür. Kız evi gelenlere para verir. Ayrıca, yemek vererek uğurlar.

Saat 9-10 arasında, oğlan evinden 10-15 erkek, kız evine koç götürür. Koçun boynuzlarına al poşu bağlanır. Yanında, odun, un, nohut, fasulye götürülür.

Genellikle çarşamba gününün gecesinde, " Kına gecesi" ya­pılır. Oğlan evi, poşular bağlanmış, üstüne kına konmuş tepsi­yi, bir kız çocuğunun başında kız evine götürür. Ondan sonra, kadınlar gelir ve eğlenirler.

Bağlama, sipsi, davul, zurna, kabak kemane, darbuka çalan saz ekipleri, türkülerle bu geceye eşlik ederler. Eğlenceden son­ra, kız yengesi kınayı hazırlar. Kına gecesine gelenlerin ellerine sürülür ve yas edilir:

Uzaktan mı geldin gadın abam

Ak ellerine kına yakmeye

Açıver ellerin al kınalar süreyim

Gül yüzünü bir daha göreyim

Perşembe ve cuma günü, ( davetiye ve davet armağanı) da­ğıtılır. Cumartesi günü, düğün başlar. Delikanlı başı, davul zur­na eşliğinde, kız evine yürüyerek gider. Kahvaltı verildikten sonra, kız evi, davul zurna eşliğinde, getirilen çeyizleri, bir av­luda sergiler.

Öğleye doğru, kız yengesi 15-20 kişiyle kız evine çeyiz boh­ça götürür. Bohça, giysi, yatak, yorgan gibi eşyalardan oluşur, ikindi vakti, kadınlar kız evine gider. Delikanlı başı, davulcular­la onlara eşlik eder. Önce, meydana kız yengesi çıkar oynar. Sonra, gelin oynatılır. Paralar takılır. İkindi vakti, götürülen kı­na ellere yakılır.

Pazar günü, önce damat donanır, yani ona takılar takılır. Bunlar olurken, damadın arkadaşları oyunlar oynar. Sabahle­yin, kız yengesi, damadın elbiselerini getirir. Gelenlere para ve­rilir. Öğleye doğru, araçlarla kız evine çeyiz almaya gelinir. Kız evinden gelen kadınlarla damadın kalacağı eve eşya döşemeye gidilir. Oğlan evi, ikindi vakti, araçlarla gelin almaya gider. Ge­linin yüzü örtülür. Gelin, büyüklerin ellerinden öper. Kül yen­gesi, gelinin sağ ayakkabısının içine biraz bozuk para koyar. Kı­nanın karıldığı sininin içine tuz taşı, buğday, çörekotu, biraz da kül konularak kül yengesine verilir.

Gelinin ağabeyi ya da babası, gelinin beline al şerit bağlar. Yüzüne al poşu bağlar. Gelinin bir koluna babası, bir koluna da­madın babası girerek gelin evden çıkarılır. Kapıdan çıkışta, kı­zın babası gelini bırakır ve damat koluna girer. Araçlarla gelin evine gidilir. Gelin araçtan inerken kurban kesilir. Çevredekilere para ve şeker atılır. Gelin, araçtan inmek istemezse, damat ya da babası, para ve altın takar. İnek ya da birkaç dönüm tarla sö­zü verir. Sonra, gelin bir sandalyeye oturarak süzükür. Ziyaret­çiler, gelin bakmaya gelirler. Akşam yemeği ve yatsı namazın­dan sonra hoca gelir. İki rekât güveyi namazı kılınır. Sonra imam nikâhı kıyılır. Bütün bunlardan sonra, damadın arkadaş­ları tarafından güveyi katma töreni yapılır.

Cuma ve cumartesi akşamları, oğlan evinde içkili eğlenceler yapılır. Önce odalarda ikişer üçer sofralar kurulur. Bağlama ve zurna eşliğinde eğlenilir. Bu eğlenceler, günümüzde, org ve ses

Kız evinde ise, kadınlar arasında içkisiz, sazlı sözlü eğlence­ler yapılır. Kadınlar, dıbıdan denilen leğenin arka yüzüne elle vurarak çıkarılan ahenkli sese uyarak eğlenirler.

Görüldüğü gibi evlilik, çok ciddiye alınması gereken bir ku­rum. Bu kurumu yaşatmak için her türlü özveriyi göstermek ge­rekir. Aileler, gençlere her konuda yardımcı olmalıdır. Çağdaş ailenin istekleri çoğalmıştır. Bu durumu, ekonomik özgürlükle bağdaştırarak çözmelidir. Evlilik, karşılıklı anlayış, saygı ve sev­giyle yürütülmelidir.

 

Çeyiz Eşeği

Gelin için hazırlanan her türlü eşyaya çeyiz denir. El emeği göz nuruyla hazırlanmış oyalı mendiller, masa örtüleri, her tür­lü işlemeli eşya, gelinler için çok önemlidir. Bu nedenle gelinler, sandıkları, yorganları, döşekleri, halıları, beyaz eşyasıyla zengin bir çeyiz sahibi olmak isterler. Bu güzel eşyaların sağlam bir bi­çimde erkek evine teslim edilmesi gerekir. Eski yıllarda, bu eş­yalar, develerle, at arabalarıyla, hayvanlarla davul zurna eşli­ğinde taşınırdı. Bundan dolayı yapılan bu eyleme "Çeyiz Eşeği" denirdi

 

Gelin Odası Döşeme

" Çeyiz Eşeği"yle oğlan evinden getirilen eşyalar, cumartesi günü, kız evinde sergilenir. Kadınlar, kızlar, bunları görmeye gelirler. Bir süre sonra, kız evinden alınarak oğlan evinde özen­le yerleştirilir. Başka bir deyişle zevkli kadınlarca döşenir. Buna "Gelin odası döşeme" denir. Gelin odasının hazırlanması anla­mına gelen bu güzel gelenek, bugün de sürmektedir.

Çocukluğumda, basmadan kılıfı olan, içi pamuk ve yünle doldurulan bucak döşekleri vardı. Bunlar, ocak başından başla­yarak kapıya doğru duvar kıyılarına sıralanır; arkalarına yastık­lar konurdu. Ailenin büyükleri ve gelen konuklar, yaşlarına ve önem derecesine göre otururlardı. Bugün bunların yerini konuk odası takımları aldı.

Bir Ananın Gelin Kızına Öğüdü

Bilirsiniz, anneler çocuklarına karşı çok duyarlıdır. Hep on­ları korumak ve mutlu olmalarını isterler. Aşağıdaki cümleler­de, bir anne, gelin olan kızma içtenlikle mutluluklar diliyor:

Ey benim ak duvaklı kızım! Bugün baba ocağından ayrılıyor­sun. Tanımadığın ellere uçuyorsun. Gelenekleri geleneklerimi­ze, huyları huyumuza benzemez. Sabırlı ol kızım. Elbette Tan­rım kolaylık verecektir.

Sana beşikte söylediğim ilk ninniden beri, beyaz gelinlik içinde şu kapıdan yolcu olacağın günü düşledim durdum. Tan­rıma şükürler olsun, bugünü de gördüm.

Yavrum! namusuna halel getirmedim, namusuna halel gel­mesin diye. Ağzıma haram lokma koymadım, sen de koymaya-sm diye. Çok sıkıntılar çektim, aç kaldım, susuz kaldım, bunu sana duyumsatmadım.

Giymedim giydirdim, yemedim yedirdim. Seni kem gözler­den, kem sözlerden korudum. Sende hakkım çoktur yavrum, hakkım çok.

Yeter ki gittiğin yerde sevinç kaynağı ol. Soylu ol! Yüce gö­nüllü ol! Asi olma, savurgan olma! İsteklerinde aşırıya kaçma.

Yeter ki mutlu ol! Mutlu ol yavrum! O zaman, benim hakla­rımın ne önemi kalır? Bütün haklarımı helâl ediyorum. Güle gü­le git yavrum. Yolun açık, gönlün aydınlık, yüzün güleç olsun!

Harman Zamanı

 

Karamanlılar, genellikle çiftçilik yaparlardı. Ticaretle uğra­şan azdı. İnsanlar, yaz aylarında, tarla sulamak, ekin biçmek, harman dövmek, tınas savurmakla zamanlarını değerlendirir­lerdi.

 

Orak zamanı (ekin biçme ) gelince, erkenden kalkılır, yufka ekmeği, işçiler için yemek yapılırdı. At arabaları, traktörler, at ve eşeklerle yollara düşülürdü. Su ihtiyacı, musluklardan (içi oyulmuş çamlara konulan sulardan),serenli, merdivenli, çıkrık­lı kuyulardan, sarnıçlardan sağlanırdı.

Temmuz ve ağustos aylarında orak biçmek, çok zor olurdu. Güçlü ekinler, koca orak ve tırpanla biçilirdi. Biçilen ekinler, ön­ce deste, sonra yığın yapılırdı. Yığınlar, andatlarla kağnı ve at arabalarına uygun biçimde sarılır, harman yerlerine götürülür­dü.

Herkesin belirli bir harman yeri olurdu. Ekin getirilmeden önce, harman yeri temizlenir, harman yapmaya uygun bir duru­ma getirilirdi. Doğal olarak burada bir harman komşuluğu olu­şurdu.

İşin en zor yanı, harman döğme zamanıdır. Önce harman ye­ri temizlenir, sonra getirilen ekinler konik bir biçimde üst üste yığdırdı. Harmanın kıyısından yayılan bir kısım saplar (ekin-ler),boyunlarmdan birbirlerine bağlanan hayvanlarla çatmala-nırdı. Böylece dövülmeye uygun bir duruma getirilirdi. Bundan sonra, düvenle döğülme işlemi başlardı. Döğme işi, günlerce sü­rerdi. Bizleri aylarca uğraştıran bu işler, bugün biçerdöverlerle bir günde yapılıyor. Tarım ve teknolojinin getirdiği yeniliklerle çok kolaylaşmıştır.

Harman, uygun biçimde döğülünce tınas yapılır, savrulması için yelin esmesi beklenirdi. Yel esince, ünas savrulur, evini (ta­neleri) bir yana, samanı bir yana ayrılırdı. Tmas savurmak, zah­metli bir işti. İnsanın her yanı saman tozlarıyla dolardı.

Önce ayrılan ekin tanelerinden çeş yapılır, sonra çuvallana-rak ambarlara doldurulurdu. Un yapılacak buğdaylar, yıkanır ve kurutulurdu. Saman da büyük yabalarla samanlığa atılırdı. Samanlık deliğinin önü dolunca, iç taraflara doğru aktarılması gerekirdi. Özellikle arpa samanı, insanın vücudunu çok yakar­dı.

Ekinleri biçilen tarlaların bir kısmı sürülerek nadasa bırakı­lır, bir yıl bekletilirdi Ekime hazır tarlalar, önce kara sabanla ve­ya pullukla nadas edilir, ikinci kez sürülerek ikilenir, ayrıca üçüncü kez sürülerek üçlenirdi. Kara sabanla çift sürmek, çok zor olurdu. Traktörler bu işi kolaylaştırdı. Makineli tarıma geç­mek, çiftçinin yüzünü güldürdü, ama köyden kente göç, kent­leşme, Türkiye'yi tarım ülkesi olmaktan çıkarıp, dışalım yapar duruma getirdi. Gereksiz yere çok yapay gübre kullanımı ve fazla sulama, Karamanlıda da toprağın veriminin azalmasına neden oldu. Yağışların azalması, kuraklığın başlaması, ilçemi­zin sosyo-ekonomik yapısını değiştirdi. Ziraat ve ticaret haya-tı,canlılığını yitirdi. Girdi fiyatlarının artması, çiftçiyi emeğinin karşılığını alamaz duruma getirdi. Bunların bilimsel olarak in­celenmesi, gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

 

Başak Toplama

 

Yaz günlerinin yakıcı güneşi altında orak biçmek, gerçekten çok zor olurdu. İnsanın dili damağı kurur, boncuk boncuk ter­lerdi. Biçilen ekinler, önce destelenir, sonra desteler daire biçi­minde üst üste yığılarak yığın yapılırdı. Zamanı gelince, bu yığınlardaki saplar ( ekinler), andatlarla kağnı ve arabalara usulü­ne uygun bir biçimde sarılır ve harman yerlerine götürülürdü.

Ekinler gevrek olduğu için uçlarındaki başaklar ( kelleler), yerlere dökülürdü. Uzun uğraşlar sonucunda elde edilen buğ­day başakları, ziyan olmasın diye elle toplanırdı. Bu eyleme "başak toplama" denilirdi. Yanılmıyorsam, yoksul köy kadınla­rı da başak toplarlardı. En sonunda, toplanamayan başaklar, ko­yun sürülerine yedirilirdi. Bu nedenle koyunların sütleri, yo­ğurtları daha yağlı ve daha lezzetli olurdu.

 

Bayram Eğlenceleri

 

Kırsal kesimde yaşayan insanlarımız, ancak düğün ve bay­ramlarda eğlenebilirler. Ağır yaşam koşullarında yaşayan bu in­sanlarımız, eğlenmeye pek zaman ayıramazlar. Televizyonun bulunmadığı, radyonun bile pek yaygın olmadığı zamanlarda, çocuklar, körebe, saklambaç, çellek, toskallef, birdirbir, uzun eşek, evcilik gibi oyunlar oynarlardı. Büyükler, Ramazan ayın­da kahvelerde tombala oynarlardı.

Karamanlılar, bayramlarda gıncırık ve sallangeç binerek eğ­lenirlerdi. Bayram günleri, bazı meydanlara gıncırıklar kurulur­du. Bunlara kızlarla erkekler, karşılıklı olarak binerlerdi. Bu eğ­lenceler, bayram süresince devam eder, gençlerin birbirlerini ta­nımalarına vesile olurdu. Ayrıca, Yediurgan, Cevizler Meydanı gibi yerlerde yüksek ağaçlara kurulan sallangeçlere binilirdi. Delikanlılar, sallangeçleri bütün güçleriyle sallarlar, binenleri havalara uçururlar, yüreklerini hoplatırladı.
Sayfa 83
Murat ÖZMEN
Karamanlılı Olmak Kitabından
(Kelime Yanlışlıkları Benim Yanlışlarım)  

Yorum yaz!

2009-07-07 01:28:18 - keşkek dövme

YazanHALİL USLU / ANTALYA
anılarınızı okudum çok güzel olmuş ama düğün öncesi keşkek dövmeyide anlatırsanız daha güzel olur diye düşünüyorum.selamlar
Bağlantı

2009-07-05 23:06:51 - Iyi aksamlar Karamanli lar

YazanNazmiye Gürey
"Karamanli`li Olmak" kitabinin varligindan bile haberi olmayan benim gibiler icin,harika bir sey.Okurken cocuklugum`u tekrar yasadim.Benim gibi Karamanli disinda yasayanlar icin,cok güzel bir eser.Gelenek ve Göreneklerimizi bilmiyenler icin ideal bir rehber.Umarim kaybolmaya yüz tutmus gelenek ve göreneklerimiz bu kitap sayesinde yasatilir.
Neyse, emegi gecen herkese sizlerin vesilesiyle cok tesekür ederim,tabiki sizede.
Karamanli´lara Berlin`den selamlar
Saygilarimla
Bağlantı

2009-07-04 11:59:18 - Karamanli li Olmak

Yazanruzun
(Ne duruyoruz?Hep birlikte,birlige,beraberlige,dirlige,dayanismaya ve Büyük Karamanli Hayaline,Haydi Diyelim...
sayfa-135- Murat Özmen..)
Bir solukda okudugum bir kitap...
Emekleri Gecene ALLAH Razi olsun .
Bağlantı

2009-07-04 00:58:12 - Tesekkürler

YazanAhmet ÖZTAS
Allah sizlerden razi olsun. Elinize kollariniza saglik.Bizi alip götürdünüz, Hayallere daldirdiniz. Tesekkürler. Selamlar.
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Memleket Sevdalılarının Buluşma Yeri Olsun İstedim

Son yazılarım

Kurban Bayramı Arifesinde Mezarlık Ziyareti
Pazar Günü Ardıçlıktaydık
Karamanlı METEM 10 Kasım Atatürk ü Anma Programı
Karamanlı Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezinde ÖSY Bilgilendirmes
Karamanlı METEM de Gripten Koruma ve Yayılmasını Önleme Çalışmal
Karamanlı METEM de Çiğ Köfte Ziyafeti
Antalya'da Yaşayan Karamanlılılar Piknikte 2009
Karamanlı da Ahilik ve Mesleki Eğitim Haftası Kutlamaları
Ders Çalışma Teknikleri ve Aile İçi İletişim
Ahilik ve Mesleki Eğitim Haftası Kutlamaları
2009 Ramazan Bayramı Arifesi Mezarlık Ziyareti
Nurettin Gürel Özcan ın Albümünden Nostalji 2
Karamanlı da Yağmur
Nurettin Gürel Özcan ın Albümünden Nostalji 1
Vefat
Siz Karamanlımız İçin Neler Yapabilirsiniz?
7. Karamanlı Şenliği
Karamanlılı Olmak Kitabından 4
Karamanlılı Olmak Kitabından 3
11. Burdurlular Geleneksel Pilav Gününe Katılan Karamanlılılar
Karamanlı da 19 Mayıs Atatürk ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
Karamanlı İlçesi Atatürk ü Anma ve Gençlik Koşusu Halk Yürüyüşü
Karamanlı Barajı 10 Mayıs 2009 Pazar
Karamanlı Barajı 29 Nisan 2009
Karamanlı Barajı 27 Nisan 2009
celil sami gedik
Blogcu Yardım

Karamanlıya Dön